Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Bir Gün
Sabahın erken saatleriydi. Kayseri’nin dar sokakları hâlâ uykudaydı, ama benim içimden bir telaş yükseliyordu. Günlük tutmak için masama oturmuştum, ama kalemim bir türlü kâğıda kaymıyordu. Dışarıya baktım; baharın hafif rüzgârı saçlarımı okşarken, o elma ağacı gözüme ilişti. Komşumun bahçesinde tek başına duran elma ağacı… Olanca kırmızılığıyla, sanki “Gel, dokun bana” diyordu.
İçimde bir heyecan, bir merak vardı. Neden bilmiyorum, ama o kırmızı elma bana yasaklanmış gibi geliyordu. Çocukluğumdan beri dinlediğim hikâyeler vardı; Allah’ın bazı şeyleri insanlardan niçin sakladığı, niçin yasakladığı. Elma, bana her zaman o merak edilen, dokunulamayan bir sır gibi gelmişti.
İlk Dokunuşun Heyecanı
Bahçeye doğru yavaşça yürüdüm. Ayaklarımın altında yapraklar çıtırdıyordu. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Elmayı gördüğümde, sanki bütün dünya durdu. O kırmızı, parlak yüzeyi, tüy gibi hafif rüzgârda sallanan dalı… İçimde bir korku, bir heyecan vardı. “Dokunsam mı, dokunmasam mı?” diye düşündüm.
Dokunamadım. Ama elim havada, o elmaya dokunmayı hayal ederek durdu. İşte o an fark ettim: Yasak olan şey, sadece dokunamadığımızda değerliydi. İnsan ruhu, bazen dokunamadığı şeyle baş başa kaldığında büyüyor, öğreniyor, üzülebiliyor. O kırmızı elma, bana sabrı ve merakı öğretiyordu.
Hayal Kırıklığı ve İçsel Sorgulamalar
Eve dönerken içim buruktu. Neden elma yasaklanmıştı? Sorduğum her “neden” sorusu, beni biraz daha hüzünlendirdi. Dinlediğim hikâyelerden hatırladım: Yasak elma, insanın kendi iradesini, sabrını ve inancını sınayan bir sembol. Ama ben, sadece tatlı kırmızı bir meyve istiyordum; o kadar.
O gün günlüğüme uzun uzun yazdım. “Neden elma yasak?” diye sordum kendime defalarca. Hayal kırıklığı hissi öyle derindi ki, sanki içimde bir boşluk açılmıştı. Ama o boşluk, bir yandan da bana umut verdi. İnsan yasakları anlamaya çalışırken büyüyordu; hatalarıyla, duygularıyla yüzleşiyordu.
Komşumun Sesi ve Bir Öğreti
Akşamüstü, komşum bahçeye çıktı. Gülümseyerek bana baktı ve “Elmalar çok güzel bu yıl, ama bazıları hiç olgunlaşmadı, dokunmak için biraz bekleyeceksin” dedi. O anda anladım ki yasak sadece bir sınır değil, bir öğretidir. Sabretmek, beklemek, anlamaya çalışmak… Bunlar, insanın içini olgunlaştıran şeylerdi.
O akşam günlüğüme şunu yazdım: “Belki de Allah elmayı yasakladı çünkü biz, sadece tatlıya değil, anlamaya, beklemeye ve sebat etmeye ihtiyacımız var.” Kalbimde bir huzur vardı; aynı zamanda hâlâ bir kıpırtı, hâlâ bir merak… Elma, artık sadece bir meyve değildi. O, sabrın, merakın ve insan ruhunun bir simgesiydi.
Küçük Bir Ders, Büyük Bir His
Gecenin ilerleyen saatlerinde odama çekildim, pencerenin kenarında oturup yıldızları izledim. Elma hâlâ aklımdaydı. Ama artık üzülmüyordum, hayal kırıklığı hissi yerini sessiz bir anlayışa bırakıyordu. Yasak, sadece sınır koymak değil, ruhu olgunlaştırmaktı.
O an fark ettim ki, biz çoğu zaman yasaklara kızar, haksızlık sanırız. Ama her yasak, insanın kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkması için verilmiş bir fırsattır. Elmaya dokunamadığım için üzülsem de, ona duyduğum merak, beni ben yapan hislerden biriydi.
Son Düşünceler ve İçsel Huzur
Ertesi sabah, tekrar o elma ağacının yanına gittim. Yapraklar hâlâ hafifçe rüzgârda sallanıyordu. Birkaç adım durdum, derin bir nefes aldım ve gülümsedim. Yasak elma hâlâ dokunulamazdı, ama artık korku ya da hayal kırıklığı yoktu. Yerine bir minnettarlık vardı: Sabretmeyi, merak etmeyi, anlamayı öğreten bir minnettarlık.
Günlük tutmaya devam ettim. Elma, artık her satırda, her düşüncede bana bir hatırlatma oluyordu. Yasaklar bazen acı verir, ama insan onlardan çok şey öğrenir. Belki de Allah elmayı yasakladı, çünkü biz, dokunmadan önce anlamayı öğrenmeliyiz.
Ve ben, o kırmızı elmayı her gördüğümde, hem hayal kırıklığını hem de umudu bir arada hissediyorum. Çünkü hayat, yasaklar ve sınavlarla dolu; ama insanın içindeki merak ve sevgi, tüm yasakları anlamaya yetiyor.