İçeriğe geç

Dil canlı mıdır ?

Dil Canlı Mıdır? Bir Günün Hikâyesi

O Sabah, Dilimle Konuştum

Kayseri’nin o kasvetli sabahında, pencerenin dışındaki gri bulutlar ve soğuk rüzgar bir yana, içimde başka bir tür fırtına vardı. Yastığımın kenarına sarılıp, duvarın öteki tarafındaki gündemi düşünerek, dilimle konuştum. “Dil canlı mıdır?” diye sordum kendime. O kadar basit, ama bir o kadar da karmaşık bir soru… Fakat cevabını bulamamıştım.

Bugün, hayatımda ne yazık ki pek de istediğim gibi gitmeyen bir gündü. Tüm geceyi düşüncelerimle geçirmiş ve sabaha karşı uyuyabilmiştim. Sabah erken kalktım. Dışarıda soğuk bir rüzgar vardı ama bende başka bir tür soğuk vardı. Yaşadığım kasvet, içimde biriken duygularla birleşmişti. Ama bir yandan da heyecan vardı; çünkü bugün dilin ne kadar canlı olabileceğine dair bir şeyler keşfedeceğimi hissediyordum.

Dil, Her Şeyin Başlangıcıydı

Bir kahve alıp, odamın köşesine geçtim. Elimde kalemim, not defterim ve bir de günlük. Aslında bazen ne kadar küçümsemişim dilin gücünü, farkında olmadan fark etmiştim. Dil, sadece bir iletişim aracı değil, adeta bir yaşam şekliydi. Onunla şekillenen düşünceler, duygu ve hikâyeler… Hepsi birbirine bağlıydı. Bir cümle kurarken, aslında içindeki tüm karmaşayı dökmek istiyordum.

İlk başta, o kadar basitmiş gibi geldi ki. Sadece bir kelime ile başlayacakmışım gibi düşündüm. Ama sonra o kelimenin içinde kaybolduğumda, her şeyin daha derin olduğunu fark ettim. Dilin içindeki kelimeler canlanıyor, birer varlık gibi hissettiriyordu kendini. Her biri bir duygu taşıyor, her biri bir düşünceyi şekillendiriyordu. İletişimin gücü burada yatıyordu.

Dil, Zihnin Görünmeyen Eli

Sabah saatleriydi, ve dilin gücü üzerindeki düşüncelerimi daha da derinleştirebilmek için bir adım daha attım. Kayseri’de, günün ilk ışıkları kaybolduğunda, sokaklarda adım adım gezdim. Bir an, yürürken dilin kendini en özgür şekilde ifade ettiği anı düşündüm.

Düşüncelerimin çoğu içimde dönüp duruyordu. Dilin canlı olup olmadığını öğrenmeye karar verdim, ama bu araştırma biraz daha kişisel olacaktı. Zihnimde beliren bir anı, eski bir dostumla konuştuğum bir günü hatırladım. Kelimeler, sadece anlık bir iletişim aracı değil, ruhsal bir bağ kuruyor, bir nevi hayata dokunuyordu. O günkü konuşmamızda, geçmişin derinliklerine gitmiş, ruhlarımızı birbirine yakınlaştırmıştık. Kelimeler bizi en derinden etkiliyordu.

Ama sonra bir anda, dilin ne kadar kırılgan olduğunu düşündüm. Sözler bazen anlamını yitiriyor, bazen de bir anlık bir kelime yanlışlığı, kalpte yaralar açabiliyordu. Duyguların yanı sıra, dil de bir bakıma başkalarına ulaşmak için bir köprüydü. Ama ya köprüyü yanlış kurarsan? O zaman dilin her kelimesi bir yük olur, taşıyamadığın bir yük.

Bir Cümle, Bir Dünya

Zihnimde dönüp duran bir diğer düşünce, dilin geçmişiyle ilgiliydi. Bazen öyle cümleler vardı ki, o cümleleri söyledikten sonra içimde bir dünya kurulur, bir dünya yıkılırdı. Her kelime, her harf bir dünyaya açılan kapıydı. Ama o kapılar her zaman istemediğimiz şekilde açılabiliyor, bazen kendimizi bir an önce kapalı tutmak istiyorduk.

Bir süre önce, içimden çıkarmam gereken duyguları yazmak için bir kalem aldım. Yavaşça, her harfi birer nefes gibi çıkararak yazmaya başladım. Dilin, bazen kendini bir şekilde bırakması gerektiğini düşündüm. Bir şeyin canlı olabilmesi için, bir şekilde kendini serbest bırakması gerekmez miydi? Dil de bu şekilde yaşıyordu belki de… Her bir kelime, yeni bir adım, bir anlam arayışıydı. O an fark ettim: dil, bazen senin söylemediğini de söylerdi.

Dil ve İnsan, İç İçe Geçmişti

Birçok zaman, kelimelerle birlikte duygular da büyüyordu. Sadece ne söylendiği değil, nasıl söylendiği, hangi tonla söylendiği de önemliydi. Dil, aslında ne kadar yaşamsaldı. Senin en derin hissiyatlarını bir kelimeyle dışarıya yansıtabileceğin gibi, bir tek yanlış kelime her şeyi mahvedebilirdi. Dilin gücü, işte burada ortaya çıkıyordu.

Belki de dil, canlıydı. Çünkü her an değişen, şekil alan, bir başka anlam kazanan bir varlıktı. Tıpkı senin hissettiğin gibi, dil de bazen bu dünyada bir yerlere ait olmaktan çok, bir yerlerden koparak yaşar. O sabah, dilin canlı olup olmadığına dair bulduğum tek şey, aslında çok basit bir cevaptı: Evet, dil canlıdır. Çünkü insanı var kılar, çünkü insana her an bir şeyler anlatma gücü verir.

O günden sonra, kelimelerle daha dikkatli oldum. Çünkü dilin gücünü ve canlılığını daha iyi anlamıştım. O sabah Kayseri’nin kasvetli havasında, dilin içinde kaybolan bir dünya kurmuştum. Bazen sadece kelimelerle konuşmak, insanı anlamak için yeterli oluyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
https://betexper.live/